Meryem'in Gerçekleşen Rüyası

    Dört yıllık evliliğim de tüm denemelerimize rağmen bir türlü bebek sahibi olamamıştım. Bunun üzerine geçen yıl yetimhaneden evlatlık edindik. Evlatlığımı bağrıma bastım, kendi çocuğum gibi gördüm. Evlatlık oğlum ve subay olay eşim ile beraber mutlu bir hayatımız vardı. Eşim deniz subayıydı bu sebepten ötürü, belirli aralıklarda bir göreve gider, bebeğim ile ben evde yalnız kalırdık. Gene böyle iş için eşimin 10 günlüğüne yurt dışına çıkması gerekti. Eşimi yolcu ettim akşam saatleri olmuştu, oğlumu emzirdim uyuttum. O uyuduktan sonra, bir bardak çay içip, biraz televizyonda kanalları gezdim. Sonrasında uykum bastırdı ben de yatağıma geçtim.
    Gece üç buçuk gibi kan ter içinde uykumdan uyandım. Nefes nefese kalmıştım, yarım saat ayakta boş boş gezdim. Gördüğüm rüyanın etkisini atlatmaya çalışıyordum. Rüyamda, oğlum ile beraber bir pazar yerindeydik, pazarcıların bağırışları arasında, oğlumun bebek arabası ile beraber yürüyordum. Bir süre sonra, şiddetli bir ses duydum, korkuyla oğlumu alıp kaçmak istedim, oğlumun bebek arabasına baktığımda, kundağının boş olduğunu gördüm. Biranda her yer karardı. Pazar zifiri karanlığa büründü, ileride mum ışığına benzer sönük bir ışık vardı. Rüyamda oğlumun adını sayıklayarak, hiçbir şey görmeden o ışığın olduğu yöne doğru koşmaya başlamıştım. Tam ışığın önüne geldiğimde, ışığın kırmızı duvarlı, çorap tezgahı önündeki bir evin içinden geldiğini gördüm. Tam da bu noktada uyandım. Gördüğüm rüya beni öylesine etkilemişti ki, o gece neredeyse yirmiden fazla oğlumu kontrol etme gereği duydum. Toplamda, üç saat uyumamışımdır belki.

     Sabah direkt eşimi aradım, gördüğüm rüyayı anlattım. "Beni çok özlediğin, ondandır" şeklinde yorumlayıp, benim içimi rahatlatmaya çalıştı. O günün akşamı gene aynı rüyayı gördüm. Gene soluk soluğa uyandım. Beni ikinci defa aynı rüyayı görmek öylesine etkiledi ki, bir ara gece vakti polisi bile aramayı düşündüm. Gerçi, arasam ne diyecektim ki? "Kötü rüyalar görüyorum?" gülerlerdi herhalde. Büyük olasılıkla da deli olduğumu düşünürlerdi. "Dünkü gördüğüm rüyanın etkisinde çok kaldım, ondan bu gece de aynı rüyayı gördüm" şeklinde kendimi sakinleştirdim.
     Sabah gene eşimi arayıp, ikinci kere aynı rüyayı gördüğümü anlattım. Benim getirdiğim yorumun aynısını getirdi. O da, bir önceki gece gördüğüm şeylerin etkisinde çok kaldığımdan bu gece de aynı şeyi gördüğümü belirtti. Ancak üçüncü gecenin akşamı gece saat gece üç sularında aynı rüya ile uyanmam ile beraber, bunun bir işaret olduğunu düşünmeye başladım. Evet, üç gecedir üst üste aynı rüyayı görüyordum. Gördüklerim o kadar etkilemişti ki, o hafta sonu pazara gidecektim, onu bile iptal edip, tüm ihtiyaçlarımı mahallenin içindeki yüksek fiyatlı marketinden almak zorunda kaldım.
     Market alışverişini yaptıktan sonra, marketçi çocuk eşyaları taşımak için bana evime kadar eşlik etti. Tam da o gün pazar vardı ve bizim yolumuz pazarın önünden geçiyordu. Pazarın önünden geçerken, hızlıca koşan iki çocuk, benim eşyalarımı taşıyan marketin çırağına çarptı. Tüm market alışverişim yerlere saçıldı. Durduk çocukla beraber yolun ortasında eşyalarımı toplamaya başladık. Hızlı hızlı poşetlere doldurduk. Tam oğlumun bebek arabasına elimi attım ki, bir refleks ile kundağa baktım. Kundak boştu. Bayılacak gibi oldum birden, ancak bu durum bir iki saniye sürdü, bağıra bildiğim kadar bağırdım. Rüyamın etkisinde çok kalmış olsam gerek ki, sanki oğlumun yerini biliyormuşçasına içgüdüsel, pazarın içine daldım. Rüyamda gördüğüm o karanlık yolda ilerliyordum sanki, marketin çırağı abla abla diye peşimden gelmesini duyamayacak kadar konsantre olmuştum. Nihayet, üç gecedir üst üste gördüğüm o çorap tezgahının arkasındaki kırmızı evin önüne geldim. Tam da o sırada oğluşumun ağlamasını duydum. Şaka gibiydi, korku ile mutluluğu aynı anda yaşadığım başka bir anımı bilmem. Tereddüt dahi etmeden, evin kapısını yumruklamaya başladım, marketçinin çırağı yanıma geldi, "abla ne oldu?, ne oluyor abla?" diye sorular soruyordu. "Polisi ara hemen" diye yanıt verdim. Pazar yerindeki herkes etrafımıza toplanmıştı, "çocuğumu çaldılar" diye bağırıyordum. Fazla geçmeden, insanların da bana yardımı ile kapıyı açtık, içeri girdiğimde bir kadın oğluma sarılmış, "bir daha vermem ne olur almayın" diye hıçkırarak ağlıyordu.
    Sonradan polis gelince, ifade alınmak üzere karakola götürüldük. Her şey gün yüzüne çıkmıştı, Meğer bu kadın, bizim evlatlık aldığımız çocuğun gerçek annesiymiş, bir buçuk yıl önce yeni doğum yapmış ve imkansızlıklardan ötürü, çocuğu yetimhaneye bırakmış. Sonra dayanamamış, almaya gittiğinde çocuğun evlatlık verildiğini öğrenmiş. Yetiştirme yurdundan da benim adresimi almış, başlamış takibe.
    Olayın ertesi sabahı eşim geldi. Mahkeme çocuğun velayetini bize verse de, benim gönlüm el vermedi. Annesine istediği zaman görebileceğini belirttim. Gördüğüm o rüyaların gerçek olması, korku hikayeleri gibi yaşanmış bu olayın üzerimdeki etkisi aradan geçen yedi yıla karşı halen devam ediyor. Şimdi çocuğum, 8.5 yaşında, haftada bir gün gerçek annesi ile kalıyor, evlatlık olduğunu biliyor. O da mutlu biz de.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.